SON DAKİKA

KARADENİZ’İN SAKLI LİMANI, DENİZİN KIZI ODESSA

Bu haber 08 Ocak 2018 - 22:58 'de eklendi ve 1.219 views kez görüntülendi.

Efendim bugün öyle uzaklara gitmeyeceğiz, kuş uçuşu mesafeyle İstanbul Ankara arasından bile kısa bir yere, Ukrayna’nın Odessa şehrine gideceğiz. Vizeye ihtiyacımız yok, THY sabah ve akşam olarak sefer yapıyor, muhacerette ben bir sorun yaşamadım ancak duyduğuma göre özellikle son kalanlardan rüşvet istiyorlarmış. Havalimanı küçücük zaten, Odessa çok çok ucuz bir şehir, özellikle 1 Dolar’ın önce 8 Grivna’ya sonra da 24, en son da 28 Grivna’ya çıkmasından sonra gerçekten çok ucuz. Ama bizim amacımız şehri yaşamak, bu yüzden havalimanından şehir merkezine (burası tren istasyonu oluyor) otobüsle gideceğiz. Otobüs ücretimiz 5 Grivna ve inerken veriyorsunuz. Camlarda perde var ki bu sizi güneşten koruyor. Bu otobüs (aslında midibüs) sadece havalimanı şehir merkezi arası olarak değil, tüm aralarda da ulaşımı sağladığı için birazdan yaşlı genç bir sürü kadınla dolacak içerisi. Evet, savaşlardan sonra ciddi anlamda erkek nüfusu azalmış.
Bakın burada Ukraynaca bilmiyoranız biraz sıkıntı. Halkın alışveriş yaptığı büfe bar türü yerlerden 8 Grivna’ya yarım litre bira alırken dahi en azından rusçaya ihtiyacınız olacak; çok az kişi ingilizce biliyor.

ARCADİA PLAJINDA “İBİZA” GECE PARTİLERİ

Ben şehrin merkezinda Alexandrovskiy Hotel’de kaldım. Dört yıldızlı, genellikle iş toplantıları için tercih edilen bir otel. Hem şehir merkezindeki sokak gösterilerine yakın, biraz yürüyerek plaja da ulaşabiliyorsunuz.
Buranın tüm sahilleri halka açık. Sahilin gerisinde 5 yıldızlı lüks oteli olabilir ancak tüm halk evinden gelir, kumsala, taşa örtüsünü serer, tüm günü geçirir. Bizde olduğu gibi bir sahil gaspı yoktur. Ancak Odessa’nın tüm çılgın gece partilerinin olduğu Arcadia plajı şehir merkezinden 5 km kadar uzak. Ben merkezde kalmaktan çok mutluydum çünkü şehrin asıl eğlencesi (bana göre) burada.
Bu plajları takip ede ede ulusal parklardan geçersiniz ve en sonunda Arcadia’ya ulaşırsınız. Plajı çok matah değil de, gece eğlenceleri biraz İbiza vari. İnat eder de tüm sahili kıyıdan, dağlardan geçmeye çalışırsanız aralarda bir yerde çıplaklar plajı da var. Herhangi bir tabela yok ama oradaki herkes anadan doğma üryan. Eğer parkın içinden geçerseniz hem sizi Arcadia’ya götürecek golf arabaları var, hem de ortalarda şehrin merkezine götürecek bir teleferik var. Bu teleferik bana Odessa’da en pahalı gelen şeydi ama bize göre gene ucuz tabii.

POTEMKİN ZIRHLISI

Otel odamda Odessa’nın 200 yıl öncesinin resmedildiği bir tablo da var. Meşhur Potemkin Zırhlısı’nın çekiminin yapıldığı Potemkin merdivenleri henüz burada yok. Potemkin bizim zannettiğimiz gibi (ya da en azından benim) geminin ismi değil, onun önündeki merdivenlerin ismiymiş. Malûm olduğu üzere Potemkin Zırhlısı ünlü Yönetmen Sergey Ayzenştayn’ın
1925 yılında çektiği Sovyetler Birliği yapımı sessiz bir filmdir. Potemkin Merdivenleri o kadar yükseğe çıkıyor ki gemiye onun adını vermişler. Mimar Potemkin öyle ilginç bir şekilde tasarlamış ki bu merdivenleri, belli bir açıdan baktığınızda tek bir basamak varmış gibi gözüküyor.
Evet burada merdivenler yok ama geri kalan herşey aynen muhafaza edilmiş.

ODESSA,PARKLAR GÖLLER ŞEHRİ

Odessa küçücük bir şehir (her yerine yürüyerek gittim, Arcadia en uzak yeri zaten), yaz olduğu için çok kalabalık, lakin binasal alandan çok daha fazla park var. Bu şehirde bir yerden bir yere yürümek inanılmaz keyif veriyor zaten. Gine Körfezi maceralarımı saymasak, buradan önce son gittiğim yer Bangkok’du, ki o zamanlar hayatımın geri kalanını Bangkok’da geçirmeyi düşünüyordum, lakin Odessa’dan sonra, “Sevgili Bangkok, gözlerim yaşlı bir şekilde seni terkediyorum, bundan sonraki hayatımı Odessa ile geçireceğim” dedim.
Tabii Bangkok bir bekar cenneti ama Odessa’da daha çok evlenip çocuk yetiştirmek istiyorsunuz. Bu kadar güzel parklar, göller, ne Paris’te ne de başka bir Orta Avrupa ülkesinde var. Aslında kıyaslamayı daha doğru yapabilmek için önümüzdeki hafta sizi Bangkok’a götüreceğim, en çılgın gezimiz olacak, neden Hangover’da “Bangkok’da kaybolduysan seni bulmaları için 24 saatin var, yoksa Bangkok sana sahip olur” dediklerini anlayacağız. Ben bunu mafya var, suç dolu bir şehir diye algılamıştım. Hayır efendim, eğlence çılgınlığı.
Neyse bizi şimdilik unutalım uçakla geldiğimizi Odessa’ya, sanki bu tablodaymış gibi merdivenlerden çıkalım (yani orada olmayan Potemkin merdivenlerinden).
Ve Süpriz! Topbaş Ağabey gene çalışıyor. Yani şimdi bakın, muhaliflik filan değil de, ya bu adamların parkları gerçekten çok güzel. Bilmiyorum eğer geri kalan parkları da biz yaptıysak ve çok mütevazı olduğumuz üstlerine yazmadıysak sözümü geri alayım da, dokunmasaydık keşke.
Bu üst alanların gündüzü ayrı bir güzel, gecesi ayrı bir güzel. Sokak sanatçıları şenlendiriyor burayı. Herkesin ayrı bir özelliği var. En basiti böyle melek şeklinde kostümler giyip kanatlarını oynatmaları. Nedense Amsterdam’da dişsiz bir adamın bir yandan yanan bir şişeyi, bir yandan bıçağı, bir yandan da elmayı havaya atarken arada sırada elmayı elleriyle dokunmadan yediği gösterisi aklıma geldi de o yüzden basit kaldı herhalde bu gösteri.

PEDALLİ BİRA ARABASI

Müzeleri çok fazla ama öyle içlerinde ahım şahım görülecek bir şey yok. Ama siz gidin gene de. Bir kere de bizi gece kulüplerinde hemen aksanımızdan tanıyan ahali buralarda da görsün, Türk olduğumuzu öğrenince şaşırsınlar, müzede bir Türk. Yani bilmiyorum, bana hep öyle oldu.
Buranın gece hayatı değil de, sokak hayatı çok güzel. Bakın bu bira arabası süs değil. İnsanlar ciddi ciddi buna binip pedal çeviriyorlar, bira içiyorlar. Bir de dümencileri var. Bunun içinde insanlar varken hareket eden halini Amsterdam’da görmüştüm ama ancak uzaktan fotoğraflayabildim (Amsterdam gezimizde göreceğiz bunu).

UKRAYNA’DA ERKEK OLMAK

Şimdi Odessa çok ucuz, ama bize göre ucuz. Halk ciddi anlamda ekonomik sıkıntı içerisinde. O yüzden barlarda değil, sokaklarda içiyorlar; tango salonlarında değil, sokaklarda tango yapıyorlar. Burası çok büyükçe ve biraz (iki basamak kadar) yüksekçe bir yer.
Buraya müziklerini getiriyorlar ve tango yapıyorlar. Tango yapacağım diye salonlara avuç dolusu para ödemeye gerek yok burada.
Ama tabii restaurantlarda da hep canlı müzik var. Bu restaurantda yaşlı bir adamla genç bir kızın dansını fotoğraflamıştım Ukrayna’da erkek olmak diye. Kız yanıma geldi bakabilir miyim diye. Adam da gülerek bir şeyler diyor bana. Sonra anladım, adam babasıymış ve kızıyla dans etmemi istiyormuş. Evet, Ukrayna’da erkek olmak(!).

KARADENİZ’DE HACIBEY GÖLÜ

Tabii parklarında sadece göller, ağaçlar yok, çok ünlü kişilerin de heykelleri var. Biraz da Odessa’nın tarihine bakarsak, efendim bir zamanlar buralar da bizimmiş. Hani o Karadeniz ile Akdeniz’in birer Türk gölü olduğu zamanlarda. Buranın adı o zamanlar Hacibey. Rusya ilhak ediyor, ondan sonra da kendi bağımsızlıkları. Şehrin en önemli
caddesi, çeşitli meydanlar da içeren, trafiğe kapalı Derybasovska Caddesi. Burada her türlü festivali takip edebilir, çok güzel yemekler yiyebilirsiniz ama bir köşede (yerini şimdi unuttum) bir pizzacı var, mutfağının açık olmasına ve büyüklüğüne kanmayın, gerçekten çok kötü pizzaları. Zaten ne işiniz var pizzayla (bakmayın ben seviyorum, çok da güzel yerler buldum), otantik yemeklerini yiyin. Ne var derseniz, meşhur borscht çorbaları var. Ben yiyemedim ama herkes öve öve bitiremiyor.
Şehirde, tren istasyonunun yakınlarında bir de hayvanat bahçesi var. Burayı aslında büyük göletli parklarından biri ama içlerinde hayvanat bahçesi var olarak düşünebilirsiniz. Bir görün, amaç güzel bahçelerinden birini daha görmek.
Haftaya en çılgın gezimizde, Bangkok’da görüşmek üzere.

Özgür Türkeş
Özgür Türkeşozgurturkes@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Antalya Escort atasehir escort