SON DAKİKA

1001 Gece Masallarına Ev Sahipliği Yapan Özbekistan’ın, Camii ve Medreseler Şehri; Buhara

Bu haber 18 Ekim 2019 - 3:42 'de eklendi ve kez görüntülendi.

1001 Gece Masalları’na ev sahipliği yapan şehirleriyle Özbekistan, eşsiz çinilerle bezenmiş tarihi yapıları ve insani geçmişin labirentlerinde yolculuğa çıkaran otantik atmosferiyle görenleri kendine hayran bırakıyor. Özbekistan, dünyanın en büyük 7’nci doğalgaz, 4’üncü uranyum, 6’ncı pamuk üreticisi ve 2’nci büyük pamuk ihracatçısı konumunda bulunuyor. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında yıkılmasının ardından bağımsızlığını elde eden Özbekistan’da 12 eyalet bulunuyor. Bayraktaki 12 yıldız bu vilayetleri, hilal ise İslam’ı sembolize ediyor.

Türklerin kadim yurdu Özbekistan’ın Camii ve medreseler şehri Buhara’da pek çok yapı Unesco tarafından dünya mirasları listesine alınmıştır.

Buhara’da tarihi yapılar şehrin merkezinde ve yürüme mesefesinde. Nakşi Bendi Türbesi, Ark Kalesi, Leb-i Havuz Külliyesi, Abdül Aziz Han Medresesi, Kukeldaş Medresesi, Hanaka Medresesi ve Nadir Bey Medresesi şehrin ruhunu anlamanız için ziyaret etmeniz gereken yerlerin başında geliyor.

 

LYABİ KHAUZ  LEB-İ HAVUZ KÜLLİYESİ

Eski şehre giriş Leb-i Havuz Külliyesi ile başlıyor: tarihi bir su kaynağı kıyısında yer alan üç medrese ve onun arka planındaki Sarraflar Çarşısı, yüzlerce yıllık eski Yahudi Mahallesi, Karahanlılar’dan kalma Orta Asya’nın en eski camisi Magoki-Attori (Çukur Aktar) Cami, halıcılar ve diğer alışveriş mekanlarıyla şehrin merkezi konumunda.

Leb-i Havuz, 1620 yılında yaptırılmış suni ve dekoratif bir havuz. 42 metreye 36 metre boyutunda, 5 metre derinliğindedir.

Havuzun çevresinde, 16.yy.dan kalma ve Buhara’nın en büyük medresesi Kukeldaş (Sütkardeş) Medresesi, Nadir Bey zamanından kalma sufiler için düzenlenmiş Hanaka Medresesi ve  Nadir Divan Bey tarafından 17.yy.da kervansaray niyetiyle yapılıp hanın isteği doğrultusunda medreseye dönüştürülen Divan Beyi Medresesi yer almaktadır.

Khanaka Nadir Divan Begi Medresesinde özellikle Suzani (Farsça iğne demek) el işlemesi örtüler satan dükkanlar var.

Buradaki küçük parkta Nasreddin Efendinin eşeğiyle bir heykeli de bulunuyor.

 

BUHARA; FARSÇA’DA “GURUR” DEMEK

Buhara’nın adı, Farsça’da “gurur” anlamına geliyor ve bu adı da hak ediyor. Gerçekten çölün ortasında yeşillik ve tarihi değerleri ile gurur duyulacak bir şehir.

Zerefşan Irmağı’nın aşağı havzasındaki büyük vahada yer alan denizden yüksekliği 220 metre olan Tacikistan’a komşu Buhara’da Tacik nüfus daha fazla. Özbek’lerin dediğine göre Tacik’çe bilmeyenin burada yaşama şansı az.

 

ÇİFTE MEDRESE ULUĞ BEY VE ABDÜLAZİZ HAN MEDRESELERİ

Birbirine bakan iki medrese olduğunda bunlara koş ( kosh ) yani Farsça çifte medrese denmekte. Buhara’da bulunan çifte medrese komplekslerinden biri de; karşılıklı birbirine bakan Uluğ Bey Medresesi ile Abdülaziz Han Medreseleridir. Bunlardan biri 15. Yy diğeri ise 17. Yy.a tarihlenmektedir. Seviye olarak altta konumlanan eski, yüksekte konumlanan ise daha sonra yapılan medrese oluyormuş. Burada eski olan Uluğ Bey Medresesidir.

Timur hanın torunu, çok önemli bir astrolog olan Uluğ Bey, Semerkant’ın yanı sıra Buhara’nın merkezinde de bu medreseyi inşa ettirmiştir.

Medrese süslemesinde kullanılan yıldız motifleri, Uluğ Bey’in astrolojiye olan ilgisine vurgu yapmak amacıyla kullanılmıştır. Medresenin her bir köşesi Türk rengi olan turkuaz ile donatılmıştır.

Eskiden sadece erkekler eğitim görürken Uluğ Bey buna karşı çıkmış, kızların da eğitim almasını istemiş ve istemekle kalmamış, uygulamıştır. Zaten medresenin girişinde bunu vurgulayan bir yazı da bulunmaktadır. Burada öğrencilere sadece İslami ilimler değil diğer pozitif ilimler de verilmiştir.

Uluğ Bey Medresesi ile birlikte bir mimari bütünlük oluşturan Abdülaziz Han Medresesi, Uluğ Bey Medresesi’nin tam karşısına, 17. yüzyılın yarısında, ortası avlu, etrafında hücreler ve iki katlı olarak inşa edilmiş. Dekor olarak da Uluğ Bey Medresesi’nden daha dikkat çekici. Özellikle giriş kapısının vazo içerisinde açan çalı mozaikleri ile ihtişamlı görünüşü, insanı büyüler nitelikte.

Bir mimari topluluğun altında bulunan bu iki medrese, yüzyıllar boyunca Asya’nın eğitim yuvası oldu. Medresenin mimarisi, dönemi göz önünde bulundurulursa geleneksele göre daha fazla resme yer vermiştir. Dekorlardan en ilgi çekenleri ise Çin ejderhası ve İran mitolojisinin efsanesi Zümrüdü Anka kuşudur. Medresenin içerisinde Buhara Oyma Ahşap Müzesi bulunuyor.16. ve 18. yüzyıllar arasındaki ahşap oymacıların en güzel koleksiyonları burada sergileniyor.

 

CENGİZ HAN’IN ÖNÜNDE EĞİLDİĞİ KALON MİNARESİ BÜYÜK MİNARE 

Buhara’nın en çok dikkati çeken yapılarından biri olan minare, adını, Özbek dilinde “büyük” anlamına gelen “kalon” dan almış. Kalon Minaresi’nin kitabesinde, 1127 yılında Karahanlı hükümdarı Arslan Han tarafından Bako adlı bir mimara inşa ettirildiği belirtilmiş. 48 m. yüksekliği ile Buhara’nın sembolü haline gelen minarenin tepesine spiral şeklindeki 104 adet merdiven ile çıkılıyor.

Minare, kuşatma ve savaş zamanlarında aynı zamanda bir gözetleme kulesi olarak da kullanılmıştır. Özbekistan minarelerinin genelinde olduğu gibi burada da “şerefe”ye(camilerde, minarenin gövdesini çepeçevre dolaşan, kenarları korkuluklu, ezan okumaya yarayan balkon) yer verilmemiş.

Ezan sesinin duyurulabilmesi için üst bölümde minare çevresine sivri kemerli 16 açıklık bırakılarak bu ihtiyaç karşılanmış.

Tepe bölümünün ortasına ise koni biçiminde kubbecik konulmuş.

Kalon Minaresi  ile ilgili efsane ise şöyle:

“Cengiz Han, Buhara şehrini yakarken Kalon Minaresi’nin yanına kadar gelir. O sırada miğferi başından düşer. Eğilip miğferini yerden alır. O güne kadar Cengiz Han, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin önünde eğilmemiştir. Eğilip miğferini yerden alır ve bir an duraklar, sonra da ‘Bugüne kadar hiç kimsenin ve hiçbir şeyin önünde eğilmedim. Bu yapının önünde ise eğildim. Onun için bu yapıya dokunmayın, bırakın sağlam kalsın’ der. Böylece minare yıkılmaktan kurtulur.

Kalon minaresi binlerce yıl öncesinde tıpkı bir deniz feneri gibi Kızılkum çölünde seyahat eden kervanlara yol göstermiş, onları Buhara’ya davet etmiştir. 1918’de İstanbul işgal edildiği vakit, dost ve kardeş Özbek halkı, Minarenin çevresinde toplanarak İstanbul’un işgalini bu meydanda protesto etmişlerdir.

 

KALON CAMİİ 

Minarenin yanındaki Kalon Camii, bayram namazlarının kılınması için yapılmış büyük bir cami. Cami aynı anda 12.000 kişinin namaz kılabileceği büyüklükte. Dikdörtgen şeklinde inşa edilen caminin avlusunu 208 sütun üzerinde duran 288 kubbe çevreliyor.

 

ARK KALESİ 

Büyük Minare ve Kalon Camii’ye beş dakika yürüme mesafesinde karşımıza ilginç bir Kale çıkıyor. Rivayete göre Şehrin merkezinde yer alan Ark Kalesi; Siyavuş Han’ın aşkı için dördüncü yüzyılda yapılmış. Bizim Topkapı Saray’ının minyatür örneği olan Kalede eskiden saray, muhafız odaları ve tapınak bulunuyormuş. Kale modern şekline 1747-1920 yıllarında hüküm süren Manghit hanedanlığı zamanında ulaşmış. Bu dönemde cami, hazine, yönetim ve cezaevi binaları eklenmiş. Registan Meydanı’na bakan Kalenin heybetli kapısı bir üst tünel ile içeri bağlanmış iki kule ile de desteklenmiştir. Geçmişte Emirin gücünü temsil eden kapının üstünde kırbaç asılı imiş. 1920 yılında Kızıl Ordunun topçu ateşi ve hava saldırıları ile yıkılmış. Sadece cami ve Emir’in kabri kalmış.

 

Avlunun bir kenarında Emir’in tahtı var.

Ark kalesisin girişinde sağlı sollu yaklaşık 10 metre uzunluğunda 8 metre derinlikte çukurlardan oluşan içine yılan, akrep koydukları bir Zindan da bulunuyor.

Ark Kalesinde; şu anda bunlara ilaveten Tarih Müzesi ve Buhara Emirliği Müzesinin sergilediği tarihi kostümler, madeni ve kâğıt paraları da görebilirsiniz.

 

İMAM BUHARİ MÜZESİ

Müslüman dünyasının için önemli bir isim olan İmam Buhari, Buhara’da doğmuş, büyümüş ve Özbekistan bu ismin anısına bir müze açmış. 600 binden fazla hadisi bir kitapta toplayan Buhari’nın adına modern bir müze yapma fikri, 2001 yılında hayata geçirilmiş. Hadisleri yazdığı sayfaların bazıları müzede sergilenmektedir.

 

NAKŞİBENDİ TÜRBESİ 

Türkler arasında geniş bir seven kitlesi bulunan Nakşibendi, Buhara’ya birçok turistin ziyaret sebebi olmaktadır. Nakış yapan anlamına gelen Nakşibendi, kalbini ahrete bağladığı için bu isme layık görülmüş. Nakşibendi Türbesi, Asya’nın Mekke’si olarak görülüyor ve dünyanın farklı yerlerinden insanlar buraya gelip dualar edip iyi dilekler dileyip geri dönüyor.

Bahattin Nakşibendi’nin türbesidir. Bu zat, zamanında insanların kalbini nakış yapar gibi güzelleştirdiği için bu lakabı almıştır. “Elin işinde, kalbin zikirde” düsturunu öğrencilerine benimsetir. Temiz ve güzel iş yapmanın, çalışkanlığın önemini öğretilerinde önemsediği için Emir Timur’un da sevip saydığı, destek verdiği bir din alimidir.

 

HOCA NASREDDİN EFENDİ

Özbekistan’ın da bir Nasreddin Hocası olduğunu öğrendim. Hoca Nasreddin, Özbeklerde Nasreddin Efendi olarak biliniyor. Meydandaki eşeğine ters değil düz bindirilmiş, bizdeki gibi şişman tonton değil, ince uzun bir şekilde temsil edilmiş. Özbekçede 3 bine yakın fıkra ve masallarıyla halk eğitiminde önemli bir figür olduğu bilgisi veriliyor. Güldürü ve hiciv üstadının hikayeleri, Çin’den Arap topraklarına, Avrupa’dan Orta Asta’ya kadar birçok ülkede varlığını günümüzde de devam ettiriyor.

Özbeklerin deyimiyle “Hoca Nasreddin Efendi” tarihi İpek Yolu üzerindeki Buhara kentinin simgeleri arasında. Anadolu Selçukluları döneminde yaşayan Nasreddin Hoca, 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar’a bağlı Hortu köyünde doğdu. Sivrihisar’da medresede eğitimi aldı, babasının ölümü üzerine döndüğü memleketinde köy imamlığı yaptı. Akşehir’e giderek mülki görevler üstlendi.

1284’te Akşehir’de öldü ve adına burada Nasreddin Hoca Türbesi yapıldı.

1996 yılı UNESCO tarafından tüm dünyada Nasreddin Hoca Yılı olarak kutlandı.

Günümüzde Nasreddin Hoca adına şenlikler, yarışmalar ve etkinlikler düzenleniyor. Bendeniz de 1975 yılında Beşiktaş (Yıldız) Orta Okulunda İngilizce öğretmenliği yaparken “The Stories of Nasreddin Hodja” isimli bir kitap yazmıştım.

 

MİRİ ARAP MEDRESESİ

Kalon Camisi ve Kalon Minaresi ile aynı komplekste yer alan Miri Arap Medresesi, Buhara’nın tarihi ve kültürel merkezlerinden biri. Medreseden dünyanın en iyi imamları çıkıyordu. Sovyet döneminde dahi eğitim vermeye devam eden medrese, o zamanlarda rejimin izin verdiği tek dini merkezdi. Bugün ise hala aynı kurum geleneğini devam ettirmektedir.  Miri Arab Medresesi, Özbekistan’da ziyaret edilecek en ilginç yerlerden biri olduğu kesin.

 

ÇAR MİNAR MEDRESESİ

Buhara’da 1807 yılında inşa edilen medrese Çar Minar, dört minareli medrese anlamına geliyor. Minarelerin kubbeleri turkuaz renginde yapılmıştır ve görsellik bakımından Hindu mimarisini andırır. Buhara hanlarının yaptırdığı son medrese olarak bilinen Çar Minar’a yoğun bir ilgi vardır. Günümüzde medrese olarak kullanılmayan Çar Minar, medreseyi ziyarete gelen turistlere hediyelik eşya satan dükkanlara ev sahipliği yapmaktadır.

 

EYÜP ÇEŞMESİ TÜRBESİ

Rivayete göre Eyüp Peygamber, Buhara’yı ziyaretinde halka nasihatler etmiş. Kuraklık döneminde, yerli insanlar ondan su istemişler. Eyüp Peygamber dua ediyor ve asasını toprağa vurduğunda su çıkıyor. Böylece buradan çıkan su için, 10. yüzyılda Samaniler döneminde ilk defa kubbeli bir mekan yapılıyor.

Diğer rivayete göre Eyüp’ün hayali mezarı üzerinde bir Kur’an suresi bulunur. Tüm Orta Asya’dan buraya gelen insanlar Hz Eyüp’ün mezarı çevresinde tavaf yaparlar. Yani, burası ibadet ve ayin yeridir.  Kompleks zamanla büyük bir mezarlığa dönüşmüş. 16. yüzyılda inşa edilen yapıda kırk günlük inziva odası bulunuyor.

Efsaneye göre Eyüp peygamberin ziyaret ettiği Eyüp Çeşmesi Türbesi de, görülecek yerlerden birisi. İçerisinde bulunan kuyudaki suyun hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor. Çatısındaki Harezm mimarisine has koni şeklindeki kubbesi, karakteristik mimari özelliği.

 

ÖZBEKİSTAN VE BUHARA’NIN ANIMSATTIKLARI

  • Özbekistan’a vize yok ama 3 günden fazla kaldığınız takdirde konaklama yerinden “Guest Registration Card”ı (Misafir Sicil Kardı) almanız gerekiyor.
  • Özbekistan ismi Altınordu Hanı Özbek Han’dan (1312-1340) geliyor.
  • Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan’a komşu olan Özbekistan
  • tarihi İpek Yolu üzerinde yer alıyor.
  • Türk devletleri arasında altının en fazla çıkarıldığı devlettir.
  • Özbekistan;Orta Asya’da, Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Siri Derya) nehirleri arasında kalan Maveraünnehiri denilen Kazakistan  ve Türkmenistan arasındaki tarihi bölgede yer almıştır.
  • Bu gün biz bu halkın Maveraünnehir’in vadilerine yerleşenine Özbek; bozkır bölgesinde yaşayanına Kazak diyoruz.
  • İbni Sina, Biruni gibi ünlü tıp bilim insanlarının yetiştiği matematik, mimari ve astronominin diyarı Özbekistan’da, Ali Kuşçu’nun hocası ünlü astrolog Uluğ Bey’in müzesini gezerken bilim dünyasına yapılan katkılarla öz güven yüklemesi gerçekleşiyor.
  •  Sovyetler döneminde Özbekistan birliğin gıda deposuydu. meyve sebze ve bilumum tahıl bu ülkeden temin ediliyordu.
  • Özbeklerde “mihman “dedikleri misafire çok önem veriyorlar.Şöyle bir atasözleri var: “Mihman; atandan daha uluğ (ulu) dur.
  • Özbekistan, bugün hala köleliğin olduğu ülkelerden birisi. Ağalık düzeni var. Kemal Sunal’ın oynadığı “ Kibar Feyzo “ filminde olduğu gibi maraba sadece karın tokluğuna kölelik ediyor.
  • Yaz saati uygulaması yapmayan ülkelerden biri.
  • Özbekçesi Uzbekistan olan bu ülkenin milli azadlık (özgürlük) bayramında söylenen şarkı da şudur: niçin sevmezsin Uzbekistanı?
  • Türkmenistan ve Kazakistan’ın aksine Türkleri çok seviyorlar.
  • Düşünülenin aksine Rusça veya Özbekçe bilmeseniz dahi yerel halkla çok rahat anlaşabilirsiniz. Yol tabelaları latin alfabesine çevrildikten sonra yolculuk etmesi çok daha kolay bir hale gelmiştir.
  •  Yeme içme ve hijyen konusunda hiç bir problem yaşamıyorsunuz. Bilakis kültürel benzerlikleri dolayısıyla daha da keyif alacaksınız.
  • Sadece Timur han konusunda çok hassas insanlar. Bu tarihi şahsiyete “Timur lenk” “Aksak Timur “ vs isimlerle hitap etmemekte fayda var .Sonuç olarak gereksiz “Osmanlıcılık” ufak gerilimlere sebep olabiliyor.
  • Özbekistan bugün dünyanın en önde gelen pamuk üreticilerinden birisi.
  • Özbekistan’da “Kurtlar Vadisi” ,“Fazilet Hanım ve Kızları” , “Ağlama Sen “  gibi diziler çok rağbet görüyor .
    Özbekistan; Eski Sovyetler Birliği içerisinde en az Slav nüfusunun olduğu bir ülkeydi. Bağımsızlık sonrası bu oran %5 seviyelerine düşmüş.
  •  2000’li yılların başlarına kadar yabancıların gece saatleri dışarıda olması, birinci derece akrabası olmayan bir kadınla aynı evde olması gibi konular büyük suç kabul ediliyormuş.
    Özbek dilinde diğer Türk lehçelerinden farklı olarak Farsça ve Arapça sözcük daha fazla.
  • Zamanında baskılarından dolayı Ruslardan çok çekiniyorlar. ruslar psikolojik baskı ve korku verdiği için
  • içlerine. kullanılmaya meğilli insanlar. türkiye’yi seviyorlar da bazı fanatikleri de var.
    Ahıska Türkleri de bu bölgede az da olsa yaşıyor.
  • At eti yeniyor, kımız içiliyor.
  • 32 milyon nüfusla en kalabalık Türki cumhuriyetlerden olan Özbekistan diğer Türki ülkelere nazaran oldukça sanayileşmiş bir ülke. Demir, çelik, kablo vs de kendileri üretiyor.
  • Bu ülkede yediğiniz meyveler ile Türkiye’de yediğiniz meyveler arasında muazzam derecede fark var. çünkü hormonsuz ve aşırı ilaçlamalardan nasibini almamış.
  • Alkol, özellikle votka, konyak çok ucuz. kendi üretimleri olan votka ile bademli konyakları meşhur.
  • Türkiye’ye aşırı sempati besliyor, Türk dizilerinin bunda payı büyük gibi. özellikle “Kurtlar Vadisi “gençler arasında çok popüler, tekrar tekrar izliyorlar herhalde.
  •  Diğer Orta Asya ülkeleri gibi “Noş” denilen “Maraş otu “ Özbekistan’da yaygın olarak kullanılıyor.
  •  Visa, master gibi kartlar heryerde geçerli değil. Ancak bankamatiklerden visa, master ile para çekmek mümkün.
  •  İnanç turizmi bakımından ciddi potansiyele sahip olan Buhara’da mutasavvıf Bahaeddin Nakşibendi’nin türbesi bulunuyor.
  • Buhara’da türbesi bulunan Din alimi Emir Kulal hazretleri; Bursa’da türbede yatan Emir Sultan’ın babası aynı zamanda Bahaeddin Nakşibendi’nin de hocasıdır.
Pekcan Türkeş
Pekcan Türkeşpekcan@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.